Adaletsizliğe Şaibe Karışırsa

 

Son sözümü en başından söyleyeyim: Bu referandum baştan sona bir yanda devlete çöreklenmiş ve onun tüm imkânını ve OHAL ile ele geçirdiği zorbalık fırsatını kendinden başka herkesin söz hakkını gasbetmek, tartışmaya fırsat vermemek ve bir oldu bitti dayatmak için kullanan muktedir ile diğer yanda söz söylemesine bile fırsat verilmeyen ulusun öteki yarısı arasında, ülkenin üçüncü büyük partisinin milletvekillerinin ve muhalif basının önemli bölümünün hapsedildiği, temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı, adaletsiz, eşit olmayan ve silahların gölgesindeki bir ortamda yürütüldü. Geniş katılımlı bir anayasa yapmaya zerre kadar imkân olmayan bu koşullardaki adaletsizliğe bir de YSK’nin yetkisini aşıp, düpedüz yasaları çiğneyerek aldığı ‘mühürsüz oylar geçerlidir’ kararı ile büyük bir şaibe bulaştı. Ne eşi benzeri, ne akla mantığa sığan bir açıklaması, ne de hukuki dayanağı olan bu karar, referanduma şaibe bulaştırmaktan da öte, mühürsüz oy pusulalarının kaydının tutulması kuralının da gözardı edilmesine ve sonuçta şaibelerin giderilmesi imkânının da sonsuza dek ortadan kalkmasına sebep oldu. Gelinen bu noktada oyları yeniden saymak da dahil, hiçbir yöntemin bu şaibeyi ortadan kaldırma şansı yoktur; bu referandum sonsuza dek şaibeli kalacaktır. Bu aşamada tek seçenek referandumu yenilemek, daha iyisi bu anayasanın üzerinde uzlaşı olmadığını kabul ederek geniş katılımla yeni bir anayasa yapılmasına çaba harcamaktır. Tabi ki söz konusu olan uzlaşı, adalet ya da hakkaniyet değil gözünü hırs bürümüş bir diktatörün kendine yonttuğu emeller olduğundan böyle bir aklıselim bekletisi olan da yoktur sanırım.

Acı olan, bir zamanlar en güvenilir kurumlardan olup AKP iktidarı döneminde şaibeye bulaşan ÖSYM gibi, TÜBİTAK gibi kurumların arasına YSK’nın da katılmasıdır. Yasaların bizzat yasaları korumakla görevli kişiler tarafından çiğnenmesi, bozacının şıracıya şikayet edilmek zorunda kalınması ve sonuçta devletin Tayyipgiller çiftliğine dönüşmesidir sadece bugünü değil yarını da karartan. Eğer temsili demokrasinin temeli olan seçimler bile şaibeden uzak bir şekilde yapılamıyor, oylama, sayım, pusulaların geçerliliği iktidar ve kuklalarının insafına kalıyorsa, o temsili demokraside yer almanın, bu kirli tezgâhın parçası olup oy hırsızlarına meşruiyet sağlamanın anlamı nedir? Muhalefet partileri eğer şaibeler ve seçimin meşru olmadığı konusunda ciddiyseler, söylenip oturmanın ötesine geçmeli, meclisten çekilip insanları sokağa davet etmeli ve AKP’nin meşru görünmesine yol açmaktan vazgeçmelidir. Evet belki kan akar, insanlar acı çeker ancak bir dahaki sefere kanunla istediğim gibi oynarım insanlar da söylenir oturur ama sonunda istediğimi kabul eder demeden önce iki kere düşünürler. Ayrıca atı çalan Üsküdar’i geçerken her şey güllük gülistanlık mı, insanlar acı çekmiyor mu, padişah oyunu artıracak diye şehirler dümdüz edilmedi insanlar bodrumlarda yakılmadı mı? Peki cunta girişimi sırasında diktatör aman sokağa çıkmayın, kan dökülmesin mi dedi, yoksa halkı sokağa mı davet etti? Sonuçta insanlar öldü, bedel ödendi ama artık bir daha darbeye kalkışmak o kadar kolay olmayacak.

Kişisel fikirlerimi daha fazla uzatmadan, bu sitedeki amaca uygun olarak Türkiye’nin referandum sürecinde genelde yurt dışından, özelde de İngiltere’den nasıl göründüğüne dönmek istiyorum şimdi. Türkiye’deki referandum, referandumdan günler öncesinden başlayarak gündemde büyük yer tuttu. Aslında cunta girişiminden beri sürreal bir film gibi izlenmekte Türkiye. Özel haberler, yorumlar ve değerlendirmeler gündemde geniş yer bulmakta. Referandum sonuçları da haber bültenlerinde ilk haber olarak yer aldı. Referandum ertesinde, tanıdığım insanlardan hiç beklemediğim kadar geçmiş olsun mesajı aldım. Hatta Türkiye’nin yerini bile bildiğinden emin olmadığım kişiler referandumdan ve sonucundan haberdardılar, duydukları üzüntüyü belirttiler.

YSK kararına yönelik tepkiler ve eylemler de basında geniş yer aldı, Türkiye’den yine de ümidinizi kesmeyin baabında. Ta ki Britanya başbakanı May erken seçim teklifini ortaya atana kadar. O andan sonra İngiltere basını kendi seçim tartışmalarına kilitlendi ancak Türkiye, daha geri sıralara düşmekle birlikte, gündemden tamamen de çıkmadı. Buradaki genel izlenim ‘bir dalavere dönmüş belli ama Türkiye’den de ne beklenirdi ki zaten’ çizgisinde. Bu bağlamda Erdoğan’ın, hem bu izlenimi doğrulamaktan başka ise yaramayan hem de suç üstü yakalanmanın öfkesi şeklinde yorumlanan kabadayı tavırları ve AGİT’e yönelik dayılanmalarına özellikle değinmek istiyorum.

Bu konuda şurası şüphe götürmez ki eğer uluslararası anlaşmalarla tanıdığınız bir örgütü halk oylamanızı izlemesi için çağırıyorsanız, hazırladıkları rapor hoşunuza gitmedi diye onlara sen bunu külahıma anlat, sen zaten önyargılısın, terörist yandaşısın vb. diyemezseniz. Eğer bu örgüt yasal olarak, üstelik Türkiye’nin davetiyle referandumu gözlemlemiş ve topladığı verileri ortaya koyup bu verilere dayalı bir yorum yapmışsa, bu örgütün üyelerini ister seversiniz ister sevmezsiniz, ister teröristle aynı kefeye koyarsınız ister önyargılı olduğuna inanırsınız, bu düşünceleriniz kimsenin umrunda olmaz. Nasıl hakimlerin Fethullahçı olması ayakkabı kutularındaki paraları, sıfırlanan hırsızlıkları aklamadıysa, nasıl savcıların Fetocu olması IŞİD’e yasa dışı silah gönderilmesini meşrulaştırmadıysa, AGİT üyelerinin önyargılı, terörist sempatizanı vb olması da (eğer öyleyse tabi) referandumun eşit ve adil yapıldığını göstermez. Bu raporu çürütmenin tek yolu karşı veriler sunmak ve onların söyleminin yanlış olduğunu kanıtlamaktır. Avrupa’da ve mantığın hakim olduğu her yerde bu böyledir. Bu yüzden Erdoğan’ın onca hakaretine karşın AGİT üyeleri ‘sen kimsin üçüncü dünya diktatörü, biz Türkiye’yi parmağımızda oynatır sana da ayağını denk almasını öğretiriz’ demedi; oturdu madde madde, Bilal’e anlatır gibi, hangi yasal temelle referandumu gözlemlediklerini, verilerini nasıl toplayıp nasıl analiz ettiklerini ve sonuçlarını hangi kriterlere göre yorumladıklarını anlattı (bkz. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/725768/AGiT__Bizi_Turkiye_davet_etti.html ya da http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/727407/AGiT_ten_sert_aciklama__Tavsiyeler_uygulanmazsa_Turkiye_ye_donmeyebiliriz.html).

‘Eyyy Avrupa, ayağını denk al!’ lafları Türkiye’de prim yapıyor olabilir ama bunun Avrupa’da karşılığı Türkiye’nin akıl ve mantık yoksunluğuna teslimiyetinin bir başka işaretinden öte değildir. Bu referandum bir kere daha göstermiştir ki Türkiye temsili demokrasinin en temel gereği olan seçim güvenliğinin dahi sağlanamadığı, hukukun bizzat onu korumakla görevli kişiler tarafından çiğnendiği bir Orta Doğu diktatörlüğüdür. Bu referandum iptal edilmediği sürece Erdoğan, halen aklanmadığı hırsız ve katil suçlamalarının yanına şaibeli diktatör suçlamasının da eklendiğini görecektir. Muhalefet tırsıp sussa, Avrupa mülteci şantajına boyun eğip sesini çıkarmasa bile.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s