Hayat Geçerken Ekranımın Önünden Yavaş Yavaş

Günler günlere, dertler dertlere, acılar da acılara eklenip bir film şeridi gibi akıp geçiyor yine gözümün önünden bu sıralar. Bir bilgisayar ekranı kadar yakın, bir bilgisayar ekranı kadar uzak, bir bilgisayar ekranı kadar sanal, bir bilgisayar ekranı kadar akıl almaz uzaktaki memleket. Önce bir fotoğraf yansıyor ekrana:

anit4

Trajikomik. Zavallı. Anlamsız. Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin göbeğinde, İnsan Hakları Anıtı. Sorgusuz sualsiz işinden atılan, ekmeği elinden alınıp, hayatlarını adadıkları öğrencilerinden, akademiden koparılan insanların günlerdir sesini duyurmak için dibinde çabaladıkları anıt. Hiçbir şeyle suçlanmamışlar. Dolayısıyla bir savunma yapma hakları da olmamış. Adına KHK dedikleri, OHAL dedikleri, kendi elleriyle besleyip büyüttükleri bir terörist grupla mücadele bahanesiyle tüm aykırı sesleri, kendilerinden olmayanları, biat etmeyenleri tasviye harekatı. İşimi istiyorum, öğrencimi istiyorum, hakkımı istiyorum, boyun eğmiyorum diyen, bunun için ölümü göze alan akademisyen, eğitimci ve destekçilerini tutuklamak yetmemiş, İnsan Hakları Anıtı’nı da tutsak almışlar. Bariyerlerle çevrilmiş, polisler tarafından sarılmış, panzerlerle kuşatılmış İnsan Hakları. Ülkenin durumunu sayfalarca yazı, kitap, makale bu tek bir fotoğraf karesi kadar net anlatamazdı. Bekçi köpekleri, TOMAları, biberleri, gazları ve tüm çirkinlikleriyle kendi ülkelerini işgal etmiş, kendi halklarını tutsak almışlar, insan haklarını dahi çiğneyip geçmişler. İleri demokrasiymiş, insan haklarıymış. Kötüsün Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Zavallısın. Farklı sese, aykırı söze tahammülü olmayan bir zorba, yoz bir şark kurnazı, iki yüzlü bir fırsatçısın.

Sonra başka bir fotoğraf beliriyor ekranda:

2

Nuriye ve Semih. Alabildiğine aydın, alabildiğine aydınlık, haklı, kararlı ve güvenli yüzler. Yorgun ama huzurlu. Aç ama güçlü, dirençli ve yılmaz. Selam olsun size, selam olsun yeşerttiğiniz umuda. Dilerim katil devlet sizin de ölümünüze sebep olmaz.

Fazla geçmiyor. Bir fotoğraf daha geliyor karşıma, bu taraflardan bu kez:

time

Tayyip Erdoğan’la aynı karanlıktan beslenen bir canlı bomba, Manchester’da 22 canı almış. Dipsiz bir karanlık. “Öteki” bellediğine karşı sonsuz bir kin, sınırsız bir nefret ve yaşam hakkı tanımama. Buradaki direk canlarını almış insanların. Oradaki baskıyla, zorbalıkla, açlıkla terbiye etmeye çalışıyor. Farklı yollarla, ikisi de beğenmediklerine var olma hakkı tanımıyor. Bilindik laflar takip ediyor, bu hain saldırı… hesabı sorulacak… taviz verilmeyecek… ilelebet payidar… Ve daha fazla can gitmesin diye daha fazla silahlı ve üniformalı insanı sokaklara salıyorlar.

Sonra yine güzel insanlar çıkıyor sahneye:

s3.reutersmedia.net

Ölüme inat toplanmışlar, bir aradalar, omuz omuzalar. Korkmuyoruz diyorlar, gitmiyoruz diyorlar. Kimi mum yakıyor, kimi şiir yazıp bırakıyor, kimi apaydınlık gözyaşlarını döküyor karanlıkların üzerine.

Günler günlere, dertler dertlere, acılar da acılara eklenip bir film şeridi gibi akıp geçiyor yine gözümün önünden bu sıralar. Binyıllar böyle akıp gitti, belki binyıllar daha böyle geçecek. Kötüler hiç yok olmayacak. Belki Yezid kılığında, belki intihar bombacısı belki Tayyip Erdoğan suretinde, hep var olacaklar. Belki çok güçlenecekler, belki dünyayı titretecekler. Ama bir o kadar da eminim ki iyiler de her zaman olacak. Boyun eğmeyenler, direnenler, isyan edip hakkını arayanlar. Nuriyeler ve Semihler hep var olacak. Ve kavga bitmeyecek.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s