Anayasa Demişken

Bu yazıyı bir krallıktan, yani bir “monarşi”den yazıyorum. Bu yazıyı bir monarşi’den, iyi kötü bir parlamenter demokrasi olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ithafen yazıyorum. Bu yazıyı bir monarşi’den, iyi kötü bir parlamenter demokrasiyi götürmeyi şu zamana kadar başarmış fakat çok yakında bir diktatörlüğe dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ithafen yazıyorum.

Bu yazıyı yazdığım monarşi öyle bir anlayışa sahip ki daha 1215 yılında yasaların hükümdardan üstün olduğunu kabul etmiş, geçen sekiz yüzyıl içerisinde kral ile kraliçenin neredeyse tüm yürütme yetkileri elinden alınmış ve kral ile kraliçe sadece sembolik birer figür hale gelmiş. Parlamentodan geçen her yasanın kral ya da kraliçe tarafından onaylanması gerekse de üç yüzyıldan fazla zamandır kral ya da kraliçenin parlamentodan geçen bir yasayı onaylamadığı olmamış. Kral ya da kraliçe başbakanı atamakla yetkili olsa da atayacağı kişi teamüllerle belli ve seçimde kazanan partinin başkanı. Bunun dışında atama yaptığı bir makam yok. Kral ya da kraliçenin bir partiyle bağı yok ve politik bir figür değil, tarafsız ve sembolik bir makam. Bizim için en ilginci ise kral ya da kraliçeye hakaret diye ayrı bir suç yok ve dolayısıyla bu yüzden hapiste olan da yok. Ha bir de bu monarşide yazılı bir anayasa yok!

Bu yazının ithaf edildiği Türkiye Cumhuriyeti ise bir parlamenter demokrasi. Devletin başı halk tarafından seçiliyor, görev süresi yasalarla belirlenmiş ve görev süresi bitince yeni bir cumhurbaşkanı seçiliyor. Cumhurbaşkanı’nın görevleri anayasayla belirlenmiş, meclise karşı sorumlu ve yargılanabiliyor. Dine karışma yetkisi yok. Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yüksek Öğretim Kurulu gibi organların üyelerinden yasayla belirli bir kısmını, ayrıca üniversite rektörlerini seçiyor. Öte yandan hükümeti kukla başbakanla yönetmesinin, dini görevlileri işlerine alet etmesinin, sosyal, kültürel, toplumsal her olayda kendini otorite görmesinin önünde bir engel yok. Ancak bu da yeterli olmuyor ve yeni anayasa değişikliği ile bunun üzerine de tüy dikilmesi öneriliyor.

Bu yazıdan ne sonuç çıkarmalı? Belki şöyle denebilir: Demokrasi bir yaşam biçimi, bir anlayış meselesidir. Yeri geldiğinde bir monarşide bile kök salabilir ancak içselleştiremediğinizde, adı demokrasi olsa bile, faşizme denk düşebilir. Erdoğan’dan demokrasi havarisi yaratılabileceğini düşünenlere, yetmez ama evetçilere ve halen bu anayasa değişikliğinden demokrasi ve özgürlük çıkabileceğini söylerken yüzü kızarmayanlara